Sayfalar

2/12/2008

Malkow I

Her şey bir gün sıkıntıdan dudağını kemirmesiyle başladı. Aslında çocukluğundan beri yaptığı bir şeydi bu. Sinirlendiğinde sıkıldığında dudağını kemirir ve sonra yara olunca pişman olurdu. Bu sefer bir fark vardı. İlk defa dudağını kanatıp kanını emdi ve bunun çok hoşuna gittiğini fark etti.

Hoşuna giden kanın tadıydı. Kanındaki demirin tadı. Dudağını emerek düşünmeye başladı, kanının tadının bu kadar güzel olduğunu daha önce nasıl olmuştu da fark etmemişti. Şaşırdı bir süre. İlerleyen günlerde bu olayı alışkanlık haline getirdi. Her gün dudağını kemiriyor ve yavaş yavaş kendi kanını emiyordu. Bundan zalimce bir keyif alıyordu. Dudakları sürekli yara bere içinde dolanırken bu kadar kan yetersiz kalmaya başladı ve cebinden çıkardığı bir çakı ile parmağına bir çentik attı artık dudağından değil parmağından kan emmeye başladı. Bir sürede böyle idare etti.

Bir gün, kendi kanından sıkılmaya ve diğer insanların kanlarının tadının nasıl olduğu merakı kapladı içini. Evet her insanın kan grubu farklıydı. Her insanın kanındaki demir oranı farklıydı bu da her insanın kanının tadının farklı olduğu anlamına gelmezmiydi? Bu fikir yavaş yavaş kafasını kurcalamaya başladı ve en sonunda kararını verdi. Bir kurban bularak denemeliydi…

Hiç yorum yok: